Social Icons

21 Şubat 2012 Salı

Yağ Yakımını Hızlandıran Yiyecekler?

Yağ Yakımını Hızlandıran Yiyecekler?
yag yakimini hizlandiran yiyecekler
Bazı yiyecekler metabolizmayı hızlandırırken yağ yakımını da tetiklemektedir.  Kilo vermek bazı kişiler için  gerçekten zor olabilmekte bu nedenle diyetlerine uygun miktarlarda belirli yiyecekleri ekleyerek bunu hızlandırmak mümkün.

Yağsız et Protein sindirimi daha geç tamamlandığından zayıflama diyetlerinde yağsız et tüketimi kalori yakımını %5 daha fazla artıracaktır. Ayrıca proteinler yağ ve karbonhidratlara göre daha fazla tokluk hissini artırmakta. Derisi alınmış tavuk, hindi, balık, dana eti kızartılmadan haşlama veya ızgara tercih edilebilir.

Light süt ve süt ürünleri
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki günde 1000-1300mg kalsiyum tüketimi kilo kaybını 2 kat  daha fazla artırmaktadır. Kalsiyumun yağ hücrelerini hacmen azaltıcı etkisi olduğu araştırmalarca desteklenmektedir. Light yoğurt, süt ve peynirleri tercih edin.

Tam buğday unu ve yulaf
Yüksek oranda lif içermesi ve düşük glisemik indekse sahip olması nedeniyle beyaz unlu mamuller yerine tam buğday unuyla yapılmış ürünleri tüketmek sizi daha fazla tok hissettirecektir. Böylelikle kan şekerinizi daha regüle olacak ve kendinizi daha tok hissedeceksiniz

Narenciye ve ahududu, böğürtlen
Bu meyveler özellikle C vitamininden ve flavonlardan zengindirler. Flavonlar ise metabolizmayı ve yağ yakımını hızlandırmaktadır. Özellikle spor öncesi tüketilen C vitamininden zengin meyveler yağ yakımını %30 artırmaktadır.

Yeşil çay
En fazla yeşil çayda bulunan kateşin adlı antioksidan maddenin kilo kaybını hızlandırdığı ve özellikle karın bölgesindeki yağlanmayı azalttığı, metabolizmayı hızlandırdığı araştırmalarca desteklenmekte. Günde 2-3 fincan yeşil çayı mümkünse limonlu içmeye çalışın.

Kurubaklagiller
Kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek, soya fasulyesi, bakla, barbunya bitkisel protein içeren ve demirden zengin besinlerdir. Protein olarak etle kıyaslandığında yağ miktarı daha az ve kan şekerini yükseltme etkisi daha düşüktür. Soya ayrıca kolin denilen bir enzimden de zengindir, kolin karaciğerden yağ atımını hızlandırmaktadır.

Yağlı balıklar, fındık, badem, keten tohumu
Yağlı balıklar ve yağlı tohumlar yağ yakımını hızlandıran esansiyel yağ asitlerinden zengindir. Her gün tüketilen 10-15 adet fındık, badem, ceviz, 1 yemek kaşığı kadar salata, çorba, yemek veya yoğurdunuza katabileceğiniz keten tohumu ve haftada en az 2 kez tüketilen balık sağlıklı bir zayıflama programı ile beraber kilo kaybını hızlandırmaktadır. Balığın özellikle kadınlarda leptin seviyesini dengelediği de bilinmektedir. Leptin, iştahı baskılayan, insulin salınımını etkileyen bir hormondur.

Tarçın
Günde tüketilen yarım çay kaşığı kadar tarçının en başta şekeri dengelediği artık bilinmekte, bunun yanı sıra tarçın tükettiğiniz yiyeceklerin yağa dönüşümünü de azaltmaktadır. Tarçını tek başına tüketmek biraz zor olabilir, günlük tüketmeniz gereken süt veya yoğurt içerisine katarak daha rahat tüketebilirsiniz.

Acı biber
Acı biber içerisinde bulunan kapsaisin adlı madde metabolizmayı %23 hızlandırmaktadır. Günlük aynı kaloriyi alıp ama yemeklerine acı biber ilave edenlerin etmeyenlere göre daha hızlı kilo verdiği yapılan araştırmalarca da desteklenmekte.

Köri ve hardal
Hardal ve köri yağın depolanmasını azaltıp, kan şekerini dengelemektedir. Salata veya sandviçlerinize yağ yerine ilave edebilirsiniz.

Zencefil ve sarımsak
Zencefil ve sarımsak vücutta vazodilatör olarak etki gösterir yani damarları genişletip vücut ısısını artırmaktadır. Böylelikle metabolizmayı da %20 civarında hızlandırabilmektedir.


Sağlıklı Beslenin, Sağlıklı Yaşayın..

Dyt.Özlem Sert Aydın

Stresli misiniz? Bunları yiyin..

Stresli misiniz? Bunları yiyin..
kis yemekleri
Çevremizde bizlere stres yaratan o kadar çok faktör var ki hepsiyle başa çıkmak bazen zorlayıcı olabiliyor. Kimi ise bu durumdan bir kaçış yolu olarak abur cubura yöneliyor; yağlı, şekerli, tuzlu yiyecekler, hamurişleri, alkol.. tüketip sonrasında belki daha da strese giriyor.
Bu yiyecekler kısa süreli mutluluk hormonunu salgılatıp kendimizi daha rahat hissetmemizi sağlıyor ama daha sağlıklı seçenekler de tüketme şansımız var elbette.

*Sivri biber; C vitamini içeriği yüksek olması nedeniyle tüketmeye çalışmamız gereken bir besin hatta C vitamini neredeyse portakaldan bile daha fazla.

*Yabanmersini; C vitamininin yanı sıra bağışıklık sistemini koruyan antioksidanlardan da zengin bir meyve. C vitamini stresle savaşan birincil besin öğesidir, kan basıncını düşürmektedir.  Her öğününüzde C vitamininden zengin bir yiyecek illaki tüketmeye çalışın.

*Avakado; kalbi koruyan esansiyel yağ asitlerinden zengin bir yiyecek, ayrıca muzla eşdeğer seviyede de potasyum içermekte. Potasyum kan basıncını ayarlayan ve dolayısıyla stresi azaltan bir mineral.

*Ispanak; magnezyumdan zengin bir sebze, magnezyum ise mutluluk hormonunun salgılanmasını artırmaktadır. Badem, kakao ve kabak çekirdeği de magnezyumdan zengin besinlerdir. Böylelikle stresli anlarda magnezyum içeren bir yiyecek kurtarıcınız olacaktır.

*Balık; Omega-3 değeri yüksek bir besin olan balık ki özellikle yağlı balıklardan hamsi ve somon sinir sistemini onaran mucizevi besinlerdir. Haftada en az 2 kez tüketilmesi gerekmekte.

*Hindi; Seratonin salgısını tetikleyen ve triptofan adlı proteinden zengin olan hindide tüketilmesi gereken besinler arasındadır.

*Ihlamur çayı adrenalin seviyesini azalttığından sıcak veya ılık ara öğünlerde tüketilebilir.

*Fındık B vitamini ve magnezyum mineralinden zengin bir kuruyemiş türüdür. Serotonin salgılanmasını artırarak daha mutlu hissetmenizi sağlayacak.


Sağlıklı Beslenin, Sağlıklı Yaşayın..

Dyt.Özlem Sert Aydın

Tükettiğimiz Yiyecekler Gerçekten Besleyici mi?

Tükettiğimiz Yiyecekler Gerçekten Besleyici mi?
besleyici yiyecekler meyve salatası
Sağlıklı beslenmek için bütün besinlerden yeteri ölçüde tüketmemiz gerekmekte ama bu besinler eğer taze değilse sağlığımızdan da olabiliriz. Satın aldığımız yiyecekleri son kullanım tarihi geçmeden tüketmek ayrıca sebze ve meyve alırken taze olmalarına dikkat etmemiz önemli.

Domates
Konserve domates, ketçup  veya salçanın buzdolabında saklansa dahi 3 ayda likopen değeri %50 azalmaktadır. Likopen birçok kanser türüyle ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi vardır.

Patates
Uygun saklama koşullarına rağmen 8 ayda patateste %40 oranında C vitamini eksilmektedir. Patatesi marketten belki haftalık olarak almaktayız ama marketteki raflara gelmesi ayları bulabilmekte.

Zeytinyağı
Üretiminden 6 ay sonra antioksidan değeri %40 azalmaktadır, tüketim süreci 2 yılı bulan yağlarda bulunabilmekte. Mümkün olduğu kadar ısıdan, ışıktan ve hava ile temastan korumalıyız ve eğer tüketim sıklığımız az ise küçük şişelerde olanları tercih etmeliyiz.

Reçeller
Özellikle çilek, vişne, böğürtlen, ahududu reçellerinde oda sıcaklığında 2 aydan fazla beklediğinde antosiyanin değeri ortalama %15-20 azalmakta. Antosiyaninler de antioksidan özelliğe sahiptirler; hücre yaşlanmasını önleyici dolayısıyla kanser, kalp hastalıklarına karşı koruyucu özelliği bulunmaktadır. Reçelleri buzdolabında saklamak koruyucu bir yöntem olacaktır.

Yeşil çay 
Yeşil çaydaki en etkili antioksidan kateşindir ve özellikle kanser riskini azalttığı bilinmektedir. 6 aylık raf ömründen sonra antioksidan değeri yaklaşık %32 azalmaktadır, özellikle oksijenle temastan ve ışıktan etkilenmektedir.

Baharatlar
Yapılan çalışmalara göre kırmızı biberde hasattan 9 ay sonra kapsaisin değeri düşmekte. Kapsaisin, kanser başta olmak üzere birçok hastalıkta koruyucu etkisi olabilmekte, zayıflama diyeti uygulayanlarda da metabolizmayı hızlandırıcı etkisinden dolayı kilo kaybını hızlandırabilmektedir.


Sağlıklı Beslenin, Sağlıklı Yaşayın..

Dyt.Özlem Sert Aydın

19 Şubat 2012 Pazar

Neden Kilo Alıyoruz?

Neden Kilo Alıyoruz?
neden kilo aliyoruz
İhtiyacımızdan daha fazla yemek yediğimizde daha fazla kalori almış oluyor ve böylelikle vücut yağ kitlesi de artıyor, diye biliyoruz ama aslında önemli olan yediğimiz yiyeceğin miktarından çok içeriği ve vücudumuzda uğrayacağı kimyasal süreci.

Karbonhidrat ağırlıklı beslenme sindirim sisteminin daha yavaş çalışmasına ve hormon düzensizliğine neden olup kilo artışını etkilemektedir. Ayrıca karbonhidrat ağırlıklı beslenme kan şekerini hızlı yükseltip hızlı düşüreceğinden kan şekerindeki düzensizlik hem daha fazla yemeğe hem de tokluk hissinin azalmasına neden olacaktır. Basit karbonhidratlı yiyecekleri azaltıp (şeker ve şekerli yiyecekler), yağlı yiyeceklerden ve alkol ve kafeinli içeceklerden uzak durup, bunların yerine sağlıklı besinleri tercih ettiğimizde vücut kimyasını koruyacak, hem kilo verecek hem de kilo ile tetiklenen hastalıklardan da korunacaktır.

Kafein, Seker ve Alkol'e dikkat!
Kafein içeren içecekler adrenal bezleri uyararak kortizol hormonu salınımını artırmaktadır, buda kişiyi daha çok strese sokmakta. Ayrıca alkol tüketimi de ostrojen sentezini artırabilmekte. Buda kiside kilo almaya tetikleyen en onemli unsurlar.
Şeker ve şekerli yiyecekler size kilo aldırmakta ayrıca yaşlandırmakta, bağışıklık sisteminizi baskılamakta ve kanser hücrelerini tetiklemektedir. Kanser hücreleri şekeri çok sevmekteler.

Yetersiz Uyku..
Günde 7 saatten az uyuyan kişilerin daha fazla kilo alma riskine sahip oldukları araştırmalarca desteklenmektedir. Uyku esnasında salgılanan büyüme hormonu yağ yakımına da destek olmaktadır.

Hareketsizlik
Tek başına elbette kilo almaya neden değil ama hem düzensiz besleniyor hem de hareketsiz bir yaşamınız varsa kilo almamanız için de bir neden yok. Hergün iş, okul, alışverişe giderken ayıracağınız bir 30 dakika hem kilo vermenize hem de sağlıklı yaşamanıza destek olacaktır.

Peki Nasıl Beslenelim?
Yağsız et, sebze ve yeteri ölçüde meyve, tam tahıllı ekmek ve unlu mamuller, uygun miktarda kuruyemiş, ağırlıklı olarak zeytinyağlı beslenme, düzenli su tüketimi ve herşeyi mevsiminde tüketmeye özen göstermeliyiz.
  • 5 porsiyon sebze
  • 3 porsiyon meyve
  • 3 porsiyon süt-yoğurt
  • 3 porsiyon et,tavuk,balık,yumurta,kurubaklagil
  • 5-6 porsiyon tam tahıllı unlu mamuller
  • 2-2,5 lt su.... günlük olarak tüketmemiz gereken besinler.


Sağlıklı Beslenin, Sağlıklı Yaşayın..

Dyt.Özlem Sert Aydın

17 Şubat 2012 Cuma

Eşsiz Bir Meyve.. Avakado

Eşsiz Bir Meyve.. Avakado
kis yemekleri
Avakado pek de alışkın olmadığımız bir meyve ama artık çoğu yemeklerin içerisinde yer almaya başladı. Meyveler birçok vitamin ve mineralleri içermektedir ama hepsinde her besin öğesi de olmayabilir. Ama avakado birçok besin öğesini içeren mucizevi bir meyvedir.
*Kalp sağlığı için faydalı olan tekli doymamış yağ asitlerinden zengindir. Bu nedenle LDL yani kötü kolesterol seviyesini düşürücü,  HDL yani iyi kolesterol seviyesini artırıcı etkisi vardır.
*Tansiyonu dengeleyici özelliği bulunmaktadır. Kan basıncını dengeleyen potasyumdan zengindir.
*Göz sağlığı için faydalı olan beta-karoten, lutein ve zeaksantin içerir.
* Avakado C, B, E, K vitaminlerini diğer meyvelere göre yüksek oranda içerir.
*Seratonin yani mutluluk hormonu sentezlenmesine yardımcıdır.
*Lif içeriğinin yüksek olması nedeniyle hem kilo kontrolü için hem de kabızlık problemi olanlar için faydalıdır. Yağ içermesi tokluk hissinin de artmasına yardımcıdır.
*Bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği vardır.
*Demirden zengin olması nedeniyle demir eksikliği tedavisinde yardımcıdır.

*Olgun ve iri olanları tercih etmeli, ham ise olgunlaşması için kese kağıdına koyup muz veya elma ile birlikte oda ısısında bekletilmelidir.
*Avakadoyu salatalarınıza, soslu yemeklerinize hatta makarnanıza da ilave edebilirsiniz.

Sağlıklı Beslenin, Sağlıklı Yaşayın..

Dyt.Özlem Sert Aydın

LC Diyeti ile Yaz Bitmeden Kilo Verin

LC Diyeti ile Yaz Bitmeden Kilo Verin
kis yemekleri
LC diyeti nedir?
LC diyeti karbonhidrat oranı düşürülmüş, karbonhidratlı yiyeceklerin kontrollü bir şekilde tüketildiği bir beslenme programıdır. Popüler birçok diyet gibi katı kuralları yoktur ama karbonhidrat oranı yüksek yiyecekleri limitli yemelisiniz.
Dikkat edilmesi gereken yiyecekler neler?
LC diyetinde sakıncalı beyaz besinlere dikkat edilmelidir; sofra şekeri, beyaz un, nişasta, beyaz pirinç, patates.

LC diyetinin faydaları
LC diyeti uygulayanlarda kilo kaybının yanı sıra, metabolizmada artış, daha az tatlı yeme isteği, konsantrasyonda artış, kolesterol problemi olanlarda trigliserit seviyesinde düşme, şeker hastalarında veya insülin direnci olan kişilerde düzenli salgılanan kan şekeri, tansiyon hastalarında kan basıncında düzelme, HDL-iyi huylu kolesterolde yükselme, fiziksel aktivite ile beraber kas artışı görülebilmektedir.
Diğer diyetlerden farkı nedir?
Birçok diyet programı günlük alınan kaloriyi azaltma odaklıdır, ama LC diyetinde sadece sakıncalı besinleri daha az zararlı besinlerle yer değiştiriyorsunuz. Eğer tüketim miktarınızda değişim oluşursa elbette günlük aldığınız kaloride de azalma olacaktır. Burada önemli olan total kalori değil kan glikoz seviyesinin hızlı yükselmemesi ve dalgalanmalar yaşanmamasıdır.
Nereden başlamalı?
Her gün tükettiğiniz yiyecekleri gözden geçirin yada birkaç günlük besin tüketim kaydı oluşturun. Ne sıklıkta ve ne miktarda bu sakıncalı yiyeceklerden tüketiyorsunuz tespit edin. Ve işe bu yiyeceklerin miktarlarını azaltarak hatta bir süre tüketmeyerek başlayabilirsiniz. Sonrasında ki değişime sizde şaşıracaksınız. İlk hafta zorlayıcı olabilir, hatta biraz baş ağrısı da yaşayabilirsiniz.

Sağlıklı pişirme teknikleri öğrenin
Beyaz un, şeker, beyaz pirinç gün içerisinde tükettiğimiz temel besinler. Yiyecekleri hazırlarken eşdeğerlerini yani beyaz un yerine kepekli un, beyaz pirinç yerine kepekli pirinç veya bulgur, şeker yerine meyve veya tatlandırıcıları kullanabilirsiniz. Ama bu besinler her zamanki yaptığınız yemeklerin pişme sürelerini ve tatlarını biraz değiştirebilir. Kepekli pirinç zor pişen bir besindir, önceden suda bekletebilirsiniz, kepekli unla kek yapacaksanız biraz daha fazla süt ilave edebilirsiniz, yada canınız muhallebi çekti muhallebiyi pişirdikten sonra tatlandırıcıyı ilave edebilirsiniz.
**LC diyeti  herhangi bir sağlık problemi olanlarda tedavi amaçlı uygulanmamalıdır.


Sağlıklı Beslenin, Sağlıklı Yaşayın..

Dyt.Özlem Sert Aydın

Metabolizmanız yavaş mı çalışıyor?

Metabolizmanız yavaş mı çalışıyor?
metabolizma yavas yada hızlı
Metabolizma, vücudun temel ihtiyaçlarının devamı için bir günde gerekli olan enerji değeridir. Ölçümü vücut analizi cihazı ile ölçülmektedir ve değeri cinsiyete, yaşa, kas-kemik yapısına, yapılan fiziksel aktiviteye göre değişmektedir. Erkeklerde metabolizma hızı kadınlara göre %10-15 daha hızlıdır.
Metabolizma sürekli çalışır haldedir, siz yürürken, çalışırken, yemek yerken hatta uyurken bile çalışmakta, kalori harcanmaktadır. İri yapılı kişilerin daha hızlı metabolizmaya sahip olmaları da kas yapılarından kaynaklıdır. Kaslar daha fazla kalori harcamaktadır.

Zor kilo verenlerin vücut analizlerine baktığımızda daha düşük bir metabolizmaya sahip olduklarını görüyoruz. Metabolizma hızı ne kadar yüksekse kilolu olma ihtimaliniz de sizinle aynı kaloriyi alanlara göre daha düşüktür. Kilo probleminiz varsa sağlıklı bir beslenmeyle beraber metabolizma hızınızı da yükseltmelisiniz.

Metabolizmayı artırmak için;
*Düzenli beslenme alışkanlığı edinilmeli, az ve sık beslenme tercih edilmelidir.
*Asla öğün atlanmamalı, öğün atlamak metabolizmayı yavaşlatmaktadır.
*Kas dokusu artırılmalı her gün en az yarım saat yürüyüş yapılmalıdır.
*İhtiyacınız ölçüsünde proteinden yeterli beslenilmeli.
*Kahvaltı alışkanlığı edinmek çok önemli, böylelikle güne hızlanmış bir metabolizmayla başlayacaksınız.
*Günde 7-8 saat uyumaya çalışın, uykusuzluk kortizol hormonunu etkilemekte ve metabolizmayı yavaşlatmaktadır.
*Gün içerisine dağıtarak günde 2-2,5 lt su içmelisiniz.
*Liften yeterli beslenmeli, her öğünde sebzelere ara öğünlerde ise meyvelere yer vermelisiniz. Lifli yiyecekler sindirim sitemini çalıştıracağından kabızlığı da önlemektedir. Kabızlık ta metabolizmanın yavaşlamasına bir neden.
*Düzenli hormon tetkiklerinizi yaptırmalısınız, özellikle troid hormonu düzensizliği metabolizmanın yavaş çalışmasına neden olmakta.


Sağlıklı Beslenin, Sağlıklı Yaşayın..

Dyt.Özlem Sert Aydın

16 Şubat 2012 Perşembe

Kilo kaybını hızlandırmak için neler yapmalıyız?

Kilo kaybını hızlandırmak için neler yapmalıyız?
kilo kaybini hizlandirmakMetabolizma, vücudun temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli olan ve bir günde hiçbirşey yapmadan harcadığı enerjidir. Metabolizmamızın çalışabilmesi için enerjiye, enerji için de yiyeceklere ihtiyacımız var. Eğer kilo kaybını hızlandırmak istiyorsak metabolizma hızımızın daha aşağısında beslenmeliyiz. Ama metabolizma hızımız düşükse hızlandırmak içinde birkaç noktaya dikkat etmekte fayda var.
Kalsiyum ve D vitamini içerikli yiyecekler tüketin
Gün içerisinde en az 2 öğününüzde kalsiyum ve D vitamini içeren yiyecekler tüketin. Bu 2 besin öğesinin birlikte bulunduğu besin grubu da süt ve türevleri. Kas ve kemik gelişiminin yanı sıra kilo vermeye de yardımcı oluyorlar. Yapılan araştırmalar her gün 3 porsiyon süt  ve süt ürünleri tüketen kişilerin tüketmeyenlere göre daha az kilo aldıkları, daha çabuk kilo verdiklerini gösteriyor. D vitaminin ise kiloyu korumada etkisi olduğu belirtiliyor.
Bol posa alın
Günde en az 20 gram posa almaya çalışın. Posalı yiyecekler tokluk hissini artırırken kilo vermeye de destek oluyorlar. Örneğin 1 orta boy elma yiyerek 3.3gr, 12 adet  kiraz yiyerek 1.5gr, 1 orta boy armutla 5.1gr, 100gr. ıspanakla 2.2gr, 100gr. nohutla 6.2 gr posa almış oluyoruz
Faydalı yağlardan destek alın
Fındık, avakado, balık, ceviz, ayçiçek yağı, mısırözü yağı, keten tohumu omega-3 ve omega-6 dan zengin besinlerdir. Günde toplamda 4 porsiyon kadar tüketilmesi sağlıklı bir beslenme örüntüsü için gereklidir. Yağlı besinlerin tokluk hissini artırdığı artık bilinen bir gerçek. Yapılan araştırmalar hergün omega-3 den zengin besinler tüketen kişilerin tüketmeyenlere göre açlık hislerinin daha az olduğu ve kilo vermeyi hızlandırdığı yönünde.

Hergün en az 2lt. su tüketin
Su tüketimi kilo kaybını üç şekilde sağlamaktadır. Birincisi su yediğimiz yiyeceklerin sindirilmesi için gereklidir, sağlık problemi olmayan ve  2lt.den az su tüketenlerin kilo kaybı daha az olmaktadır. İkincisi ise su eklem hareketlerini kolaylaştırdığı için kilo vermeyi hızlandırır. Üçüncüsü ise fazla ödemin atılmasını sağladığından total kiloyu etkileyecektir.

Düzenli yeşil çay için
En çok yeşil çayda bulunan kateşin adı verilen antioksidan maddenin kilo kaybını hızlandırdığı ve özellikle bayanların en büyük problemi olan karın bölgesindeki yağlanmayı azalttığı araştırmalarca desteklenmekte. Ayrıca yeşil çayın metabolizmayı da hızlandırdığı bilinen bir gerçek.  Günde 2-3 fincan yeşil çay tüketmeyi unutmayın. Eğer tansiyon veya mide sorununuz yoksa içerisine ekleyeceğiniz limon suyu da kateşinin etkisini artıracak, böylelikle kilo kaybını da hızlandıracaktır.
Yemeğe önce salata ile başlayın
Çok az yağ ilave edilmiş salata ile öğüne başlamak tokluk hissinizi artıracağından diğer yemekleri daha az yemenize neden olacaktır. Böylelikle ekstra kalori alımını da azaltacaktır.
Yemeklerinizi baharatlandırın
Acı baharatların metabolizmayı hızlandırması kilo kaybınızı etkileyecektir. Her gün bir tatlı kaşığı kadar tüketilen kırmızı biber metabolizmayı %23 artırmaktadır.



Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Yorgunluk hissini nasıl yenebiliriz?

Yorgunluk hissini nasıl yenebiliriz?
çocuk zeka
Hayatımızın bazı dönemlerinde nedenini bilmediğimiz yorgunluk hissine kapılabiliriz. Sabahları çok yorgun kalkarız, uyku problemleri yaşarız, konsantrasyon problemleri ve hiçbir şey yapmak istemediğimiz dönemler olabilir.
Yorgunluk hissimizin elbette patolojik nedenleri olabilir; nörolojik hastalıklar, enfeksiyonlar, diyabet, tiroid, menopoz, dolaşım bozuklukları, kanser hastalıklarında bu etki artmaktadır.
Bir başka neden ise kişilerin beslenme alışkanlıklarının değişmesi;
Az sıvı alımı; Su tüketim miktarının azalması hem metabolizmamızın çalışmasını hem de kas gücünü azaltmaktadır. Susuzluk hissinin yok olması su kaybını artırır ve yorgunluğa neden olabilir.
Yetersiz beslenme; Vücudumuzun birçok besin öğesine ihtiyacı bulunmaktadır. Özellikle enerji metabolizmasını etkileyen B grubu vitaminleri eksikliğinde yorgunluk hissi oluşabilmektedir. Bunun yanı sıra, C, D, E vitaminleri, çinko, selenyum, demir eksikliği de neden olabilmektedir.
Fazla kilo; Şişmanlık günümüzde birçok hastalığı tetikleyen bir faktör. Kişinin sağlıksız beslenmesi, fiziksel aktivitenin azalması, vücut yağ kitlesinin artmasıyla organların etrafınının yağ bağlaması da yorgunluk hissini artıracaktır.
Kahvaltı yapmamak; Sabah saatlerinde kan şekerimiz düşer ve yakıt olarak glikoz yani karbonhidrat içerikli bir yiyecek alınmazsa öğleye doğru şeker oranı normalin daha da altına inecektir, bu durum kişide yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu, baş ağrısı, uyku hali yaratır.
Bol yağlı besinler tüketmek; Sindirim sistemini zorlayan beraberinde yorgunluk hissini artıran aşırı yağlı besinlerin sıklıkla tüketimi etkilemekte; fast-food, kızartmalar, hamur işlerini mümkün olduğu kadar tüketmemek de fayda var.
Alkol tüketimi; Aç karnına tüketilen veya tok olsak bile beraberinde tatlı yiyeceklerle tüketilen alkollü içecekler sıklığının artmasıyla yorgunluk hissi yaşanabilmekte.


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

14 Şubat 2012 Salı

Domuz Gribinden korunmak için nasil beslenelim

Domuz Gribinden korunmak için nasil beslenelim domuz gribi beslenme

Bir tür solunum yolu hastalığı olan domuz gribinin normal gripten farkı insandan insana hızlı bir şekilde yayılıp yüksek ateş, boğaz, baş ve eklem ağrısı, öksürük, halsizlik, üşüme hatta bazı kişilerde kusma ve ishalle bulgu vermesidir.
Hastalıktan korunmak için birincil olarak el hijyenine büyük önem verilmelidir, sık sık eller sabunla yıkanmalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğu kadar uzak durulmalıdır. Bunun dışında vücudumuzun virüslere karşı özellikle domuz gribi virüsü olan H1N1’ e karşı savaşabilmesi için bağışıklık sisteminin de güçlenmesi ve özellikle belli yiyeceklerin sıklıkla tüketmelisi gerekmektedir.

Sarımsak tüketin: Sarımsak içeriğinde allicin adlı çok güçlü bir antioksidant bulunmakta ve vücudu serbest radikallerden korumaktadır. Sarımsak bağışıklık sistemini güçlendirmenin de en ucuz yollarından biridir.
Yoğurt veya kefir tüketin: Birçok araştırma probiyotik gıdaların bağışıklık sistemimiz için yararlı olduğunu belirtmektedir. Yoğurt ve kefir bağışıklık sistemini güçlendirerek bir çok hastalığı önleyici etkiye sahiptir.
Supleman takviyesi alın: Tükettiğimiz besinler günlük vitamin ve mineral ihtiyacımızı karşılamayabilir.  Bu nedenle, bir uzmana danışarak vücudumuz için gerekli takviyeleri alabilirsiniz.
Yeşil çay tüketin: Polifenollerden zengin olan çay özellikle yeşil çay güçlü bir antioksidanttır. Siyah çayda aynı etkiye sahiptir ama yeşil çay içeriği daha zengindir.

Narenciye tüketin: Vücudumuz tarafından üretilmeyen ve depolanmayan C vitaminini günlük olarak çeşitli besinlerden almalıyız. Özellikle turunçgillerde bol miktarda,  taze sebzelerde, maydanozda, kabakta, soğanda ve domateste bulunur.
Yeterli protein alın: Metabolizmamızın ve kas dokumuzun çalışması, dokuların onarımı, bağışıklık sisteminin güçlenmesi için ihtiyacımız ölçüsünde günlük proteinden zengin besinler tüketmeliyiz.
Çinkodan zengin beslenin: Çinko proteinlerin enerjiye dönüştürülmesi için çok önemlidir, zihinsel fonksiyonlarda, vücudun kendi kendini iyileştirmesi ve yenilemesi gereken durumlarda , bağışıklık sisteminin gelişmesinde, hormonal dengede önemli yere sahiptir. Kuruyemişler, deniz ürünleri, et, karaciğer, süt ve yumurtada bulunur.
Şekeri azaltın: Çalışmalar fazla tüketilen şekerin bağışıklık sistemini baskıladığını gösteriyor. Mümkün olduğu kadar şeker ve şekerli besinleri azaltmalısınız. Bu hem gripten hem de fazla kilodan korunmada etkili olacaktır.
Stresten uzak durun: Bağışıklık sisteminin zayıflamasında şekerin etkisi artık bilinen bir gerçek. Grip yanı sıra birçok hastalığında oluşumunu tetikliyor.


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Hamilelik Döneminde Beslenme Önerileri

Hamilelik Döneminde Beslenme Önerileri
hamilelik doneminde beslenme
Hamilelerin normalden daha fazla ihtiyaç duyduğu besin öğeleri nelerdir?

Hamileler günlük tüketilen besin ve besin öğelerine normalden biraz daha fazla ihtiyaç duymaktadırlar. Öncelikle yapılan kan tahlili sonucu ve vücut analiz sonuçlarına göre düzenlenmelidir ama genel olarak ihtiyaç duyulan besin öğeleri;
*Proteinden zengin; az yağlı süt ve süt ürünleri, yağsız et, tavuk, balık,yumurta.
*A vitamininden zengin; peynir, yumurta, portakal, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kayısı, domates.
*B2 vitamininden zengin;  bira mayası, buğday başağı, yeşil sebzeler, havuç, enginar, fındık, yerfıstığı ve mercimek gibi bitkisel besinler.
*B1 vitamininden zengin; tahıl ürünleri, kepek, bira mayası, sebzeler.
*Folattan zengin; yeşil yapraklı sebzeler, bakla, yeşil lifli sebzeler, karnıbahar, brokoli ve taneli tahıllar.
*C vitamininden zengin; taze sebze ve meyveler, kivi, maydanoz, domates, turunçgiller, kuşburnu.
*Beta karotenden zengin; koyu yeşil ve sarı sebzelerde ve meyveler.
*Günde ekstra 200-300 kalori almalıdırlar.
Hamilelerin sakınması ve dikkat etmesi gereken besinler nelerdir?
*Karaciğer çok fazla A vitamini içerdiğinden ve fazla alınan A vitamininin (günde 3000mcg üzeri) toksik etkisinden ve düşük tehlikesi yaratabileceğinden çok fazla tüketilmemelidir.
*Doktor tavsiyesi olmadan alınan balık yağı tabletlerinin de aynı şekilde etkisi olabilmektedir.
*Kahve gibi kafein içeren içeceklerinde tüketimi azaltılmalıdır.
*Alkol tüketimi bebekte zeka geriliğine neden olabileceği için tüketilmemelidir.
*Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri listerya içerebileceğinden tüketilmemelidir.
*Çiğ yada iyi pişmemiş yumurta salmonella içereceğinden, iyi pişmiş katı yumurta olarak tercih edilmelidir.
*Sebze ve meyveler iyi yıkanmalı, üzerinde çamur, toz, toprak kalıntıları olmamalıdır.
*Çok tuzlu yiyeceler hem hipertansiyona neden olabilmekte hemde ödem sorunu yaratmakta, bu nedenle yemekler az tuzlu olarak yenilmelidir.
Hamile bayanların en çok şikayet ettiği rahatsızlık kabızlık ve gaz problemi, bunları önlemek için neler yapılabilir?
Özellikle hamileliğin ilk aylarında en çok şikayet edilen konu kabızlıktır. Önlemek için her öğünde posadan zengin yiyecekler;sebze,salata veya sebze çorba, ara öğünlerde barsakları çalıştıran kayısı, erik, incir, armut, kivi gibi meyvelerden tüketmek, günde en az 2 litre su içmek bu sorunu giderecektir. Gaz problemini önlemek için ise yavaş yemek yemek, yemeklerden sonra rezene ve papatya çayından destek almak, fazla rahatsızlık veren yiyecekleri besleme programlarından elimine etmek veya pişirme yöntemini değiştirmek gerekebilir. Örneğin çiğ sebzeler rahatsızlık veriyorsa, pişmiş olarak tüketmek (sebze yemeği veya çorbası olarak), yemekleri tatlandırmak için içerisine kimyon, karabiber ve zencefilden destek alınabilir, kurubaklagilleri en az 8-9 saat suda bekletip gaz yapıcı öğelerin suya geçmesini sağlayarak pişirmek gaz probleminin giderilmesinde etkili olacaktır. Çok fazla asitli içecekler tüketmek, yemek sırasında aşırı su içmek, ayakta yemek yemek te gaz problemini artırır.
Hamilelikte çok hızlı bir kilo artışı gözlenir ve sonrasında o kiloları vermekte zor olur. Normalde kaç kilo alınmalıdır?
Günlük 300 kcal fazla alınan kaloriyle gebelik boyunca normal bir gebe ortalama 10 - 12 kg, zayıf bir gebe ise 12-13 kilo alır ama bu rakam kişiden kişiye değişebilmektedir. Doğumla beraber bebegin agırlıgı, plasenta ve su ile alınan kiloların 6-7 kilosu kaybedilir, emziklilik döneminde ise artan metabolizma hızıda alınan kiloların verilmesinde bir destek unsurdur. Doğum sonrasında bebeğinde sağlığı düşünülerek ayda 1-2 kilo verilmesi önerilir.
Vejeteryan annelerin beslenmelerinde dikkat etmeleri gerekenler nelerdir?
Hamilelik döneminde bütün besin gruplarına ihtiyaç duyulur ama en fazla gereksinim olan proteindir. Vegan annelerin yumurta, süt, peynir, yoğurt, kurubaklagiller, kuruyemişlerden oluşan dengeli bir beslenme programını uygulamalıdırlar eğer anne yumurta ve süt ürünlerini de tüketmiyorsa doktor kontrolünde bazı vitamin ve minerallerden destek almalıdır. Genellikle veganlarda B12 ve D vitamini, kalsiyum ve demir eksikliği görülmektedir..



Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Yaz Aylarında Beslenme

Yaz Aylarında Beslenme
kis yemekleri
Yaz aylarında nasıl bir beslenme programı uygulanmalı?
Yaz mevsiminin kendini hissettirmesiyle birlikte beslenme biçimimizde de değişiklik yapmamızda fayda var.
 Artan hava sıcaklıkları bazı sağlık sorunlarını da beraberinde getirebilmektedir. Bunlardan korunmak için neler yapmalıyız;

• Yaz aylarında sıvı kaybı çok olur. Günde 2-2,5 lt su için.
• Bol miktarda sebze ve ihtiyacınız ölçüsünde meyve tüketin.
• Kızartmalar, aşırı yağlı gıdalar, sakatatlardan uzak durun.
• Az yağlı yapılmış zeytinyağlı veya ızgara sebzeleri tercih edin.
• Et tercihlerinizi de ızgara veya fırında pişirme yöntemleriyle az yağlı olarak tercih edin. Ağırlıklı olarak beyaz et tüketin.
• Margarin ve tereyağ gibi doymuş yağlardan sakının, sıvı yağlarla yemeklerinizi pişirin.
• Dondurma masum bir tatlı değildir, uygun miktarda dikkatli tüketin.
• Beyaz ekmek yerine kepekli, tahıllı ekmek tercih edin.
• Tuz tüketiminize dikkat edin.
• Abur cubur yerine, yazın bolca bulunan taze sebze ve meyveleri tercih edin.
• Alkollü ve asitli içeceklerden yaz aylarında sakınmak gerekir. Bunun yerine soda, ayran, su, meyve suyu tüketin.
• Yaz aylarında ağır yemekli öğünlerden kaçının. Yemeklerinizle beraber lifden zengin sebze veya salatayı illaki tüketin.
• Yemeklerinizi çok geç saatlere bırakmayın, mümkün olduğu kadar fiziksel aktivitenizi artırın.






Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

13 Şubat 2012 Pazartesi

Kolesterol seviyenizi beslenmeyle nasıl düşürebilirsiniz?

Kolesterol seviyenizi beslenmeyle nasıl düşürebilirsiniz?
kollestrol dusurme
Kolesterol yaşamsal fonksiyonlarımız için gerekli yağ yapısında bir maddedir.
Hem vücudumuzda üretilir hem de beslenmemizle bazı yiyeceklerden alınmaktadır. Kolesterolün kanda taşınabilmesi için karaciğerden salgılan bir proteine (apo B-100) ihtiyacı vardır. İkisi birleşince lipoproteinleri oluştururlar; LDL(düşük yoğunluklu-kötü huylu lipoprotein), HDL(yüksek yoğunluklu-iyi huylu lipoprotein), VLDL(çok düşük yoğunluklu lipoprotein).
Kan bulgularınızda HDL‘niz düşük, LDL’niz yüksekse kalp hastalıklarına yakalanma riskiniz de o kadar yüksektir.
Normalde vücudumuzun kolesterole ihtiyacı bulunmakta fakat yüksekliği de sağlığı olumsuz etkilemektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme, hareketsizlik, kilo fazlalığı, sigara ve alkol tüketimi, yaş, genetik faktörler kolesterol seviyesini yükselten nedenlerdendir.
Kolesterol seviyesinin düşmesi için beslenmemizde bazı değişikliklerin yapılması yaşam kalitemizi de etkileyecektir. Bunun için;
*Mümkün olduğu kadar az ve sık beslenmeye çalışın.
*Günde 2-2,5 lt su için.
*Yemeklerinizi yavaş yemeye çalışın, yavaş yemek tokluk hissinizin de artmasını sağlayacaktır.
* Hazır gıdalardan tüketmemeye çalışın.
*Hayvansal iç yağlardan, tereyağı, krema, margarinden uzak durun.
*Yemeklerinize fındık yağ, ayçiçeği yağ, mısırözü yağını salatalarınıza ise zeytinyağını kullanın. Zeytinyağını asla pişirme işleminde kullanmayın.
*Sakatat ve şarküteri ürünlerini tüketmeyin.
*Yiyecekleri kızartma işlemiyle kesinlikle tüketmeyin. Izgara, haşlama, buğulama, fırınlama yöntemiyle pişirme teknikleri uygulayın.
*Lif oranı yüksek besinleri tercih edin; sebze, meyve, kurubaklagiller, tahıllar..
*Bütün meyvelerden ara öğünlerinizde 1 porsiyon tüketin ama ağırlıklı olarak turunçgilleri tercih edin.
*Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketin.
*Sebzeleri kahvaltıda söğüş olarak, öğle ve akşam yemeklerinizde salata veya sebze yemeği olarak tüketin.
*Ekmek olarak kepekli, çavdar veya tam buğday unundan yapılmış ekmekleri tüketin.
*Kırmızı eti haftada 1 kez , balığı en az 2 kez tüketin.
*Yemeklerinizi etli yaparken yağ kullanmayın.
*Yoğun çorbalar yerine sebze çorbası tercih edin.
*Süt, yoğurt ve peyniri az yağlı / yağsız tüketin.
*Alkol ve sigara kullanmayın.
*Her gün 4-5 adet ceviz veya 8-10 adet badem yiyin. Yoğurt veya salatanızın içine bir yemek kaşığı kadar keten tohumu serpin.
*Eğer tansiyon probleminiz de varsa yemeklerinizi az tuzlu/tuzsuz tüketin.
Sağlıklı beslenerek, eğer kilo fazlalığı varsa kilo vererek ve düzenli egzersiz yaparak kolesterolün yükselmesi önlenebilir. Egzersiz HDL(iyi kolesterol) seviyesini artırmaktadır. Ailede kolesterol yüksekliği varsa rutin kontrollerle kan bulgularınızı kontrol ettirmenizde de fayda var. Stres birçok hastalığı tetikleyen bir faktör. Stressiz bir yaşam için elinizden geleni yapın.





Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Makula Dejenerasyonu ve Beslenme

Makula Dejenerasyonu ve Beslenme
makula dejenerasyonu ve beslenme
Makula Dejenerasyonunu önlemede veya durdurmada hangi besinler tüketilmeli?
Makula dejenerasyonuna neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemekte ama 50 yaş üzeri olmak, sigara tüketimi, genetik yapı, kilo ve şeker düzensizliği maalesef tetiklemektedir. Genetik etkinin yüksek olmasının yanı sıra beslenme alışkanlıklarının değişmesi riski azaltabilmektedir.
İhtiyacımız ölçüsünde bütün besin gruplarından yeterli düzeyde beslenmek, sebze ağırlıklı, uygun miktarda fındık, badem, ceviz tüketmek ve et olarak da ağırlıklı olarak balık tercih etmek, şekerli ve hamurlu yiyecek tüketimini azaltmak makula dejenerasyonu riskini azaltabilmektedir.
Amerika’da 4000 kişi üzerinde yapılan bir çalışma sonucuna göre;
Gözün makula bölümünü güçlendiren C vitamini, E vitamini, Çinko, Lutein, Zeaxantin ve Omega-3 yağ asitlerinden zengin beslenme biçimi dejenerasyonu azaltmaktadır. Fakat göz sağlığı için büyük önem taşıyan ve havuçta da bulunan beta-karotenin ise makula dejenerasyonu riskini azaltmadığı belirtilmektedir.
Bunların yanı sıra deneklerin düşük glisemik endeksli yani kan şekerini hızlı yükseltmeyen yiyecekler tükettiği, bu nedenle kan şekerlerinin de regüle olduğu bildirilmektedir. Kan şekeri düzensizliği göz sağlığını da negatif etkilemektedir.
Göz sağlığını koruyan besin öğeleri birçok yiyecekte bulunmaktadır;
C vitamini; turunçgillerde bol miktarda, ayrıca taze sebzelerde, maydonozda, kabakta, soğanda ve domateste
E vitamini; tahıl ve kurubaklagiller, kuruyemişler, ıspanak, kabak, lahana, marul gibi yeşil sebzelerde
Lutein ve Zeaxantin; yumurta, ıspanak, brokoli, bruksel lahanası, sarı renkli meyvelerde
Çinko; deniz ürünleri, et, karaciğer, fındık, ay çekirdeği, süt ve yumurtada
Omega-3; yağlı balıklarda, ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunmaktadır.
Makula dejenerasyonu gözde görme kaybına neden olabilmektedir. Sağlıksız beslenme şekli, karbonhidrat ağırlıklı beslenme riski artırmaktadır.





Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Troid Hastalarına Beslenme Önerileri

Troid Hastalarına Beslenme Önerileri
troid hastalari icin beslenmeZayıflama sürecinde en fazla karşılaşılan ve günümüzde yaygın olarak gözlenen tiroid rahatsızlıklarında beslenme büyük önem taşımaktadır. Metabolizmanın çalışmasını kontrol eden ve yaşamsal fonksiyonlar için gerekli olan tiroit hormonları eğer düzensiz salgılanırsa ciddi rahatsızlıklara yol açabilmektedir.
Tiroid hormonu normal değerlerden daha fazla salgılanırsa metabolizma hızlanır ve hipertiroidi hastalığı gelişir. Eğer daha az salgılanırsa bu duruma da hipotiroidi denir, metabolizma hızı azalır, kabızlık, deri döküntüsü, saç dökülmesi, kilo artışı, aşırı sinirlilik hali oluşur. Hastanın kan bulgularındaki T3, T4 ve TSH hormonlarının ölçülmesi hastalığın seviyesi hakkında bilgi verir.
Tiroid hastaları doktor kontrolünde uyguladıkları ilaç tedavisinin yanı sıra yaşamları boyunca beslenmelerine de dikkat etmek durumundadırlar. Tüketecekleri yiyeceklerin çeşit ve miktarı hormon seviyelerini etkileyebilmektedir.
Bu nedenle;
*Kan bulgularınıza, yaşam tarzınıza, kullandığınız ilaçlara uygun yeterli ve dengeli bir beslenme programı uygulamalısınız, bu örüntü karbonhidrat, protein, yağ, vitamin-mineraller ve lifden zengin olmalıdır.
*Sebze ve meyveleri mevsiminde, taze tüketin.
*Market alışverişi yaparken etiket okuma alışkanlığı edinin.
*Doymamış yağ asitlerinin, özellikle omega-3, tiroid fonksiyonlarını düzenleyici özelliği artık bilinmektedir. Bu nedenle daha fazla balık tüketmeye çalışın. Haftada en az 2 kez balık, diğer günlerde ise derisiz tavuk, hindi, yağsız kırmızı et tüketin.
*Tam tahıl ürünlerini ve kurubaklagilleri tüketmeye çalışın. Kuru baklagiller iyi birer bitkisel protein kaynağıdırlar ve haftada 2 kez tüketilmelidir.
*Beslenmenize keten tohumunu ilave edin, hem lif oranı yüksek hem de E vitamini ve çinko mineralinden zengin bir besindir. Günde 1-2 yemek kaşığı kadar taze öğütülmüş keten tohumunu sebze yemeklerinize, salatalara ve çorbanıza yemek piştikten sonra ilave edip tüketmeye çalışın.

*İyot, tiroid fonksiyonları için elzem bir mineraldir ve tükettiğimiz birçok besinin içerisinde de bulunmaktadır. Eğer ihtiyacımızdan fazla alınırsa da otoimmün tiroid hastalığına neden olabilmektedir.
*Hipotiroidi olanların iyotlu tuz, hipertiroidi ve nodüler guatırı olanların aşırı iyot alımında hashimato tiroidi oluştuğu için iyotsuz tuz yemeleri gerekmektedir.
*E vitamininden zengin beslenmede iyodun emilimini artırmaktadır.
*Çinkodan zengin badem, deniz ürünleri, et, karaciğer, tavuk, hindi, fındık, ay çekirdeği, süt ve yumurta yeme alışkanlıklarınız arasında olmalıdır.

*Selenyum minerali de tiroid hormonu için önemli rol oynamaktadır. Selenyumundan yetersiz beslenildiğinde  kanda T4 ve TSH hormonu yükselir, T3 hormonu düşer. İyot ve selenyum eksikliği birlikte görülürse hastalığın şiddeti daha da artmaktadır. Selenyum seviyesinin düşmemesi için balık, karides, dana karaciğeri, hindi ve dana eti, mercimek, mantar, susam, ceviz, ay çekirdeği ile tam tahıllar selenyum kaynağı besinlerdendir.

*Taurin, tiroid hormonlarının üretimi için elzem bir aminoasittir. Doktorunuz kontrolünde supleman olarak takviye alabilirsiniz. Doktorunuz önermedikçe hiçbir tableti almayın.
*Kelp içeren yosun tableti tüketiminde de dikkatli olmalısınız.

*Deniz ürünleri, sarımsak, su teresi, yumurta sarısı, maydanoz, kayısı, mantar, bira mayası genel olarak triod fonksiyonları için faydalı besinlerdir. Fakat Kandida enfoksiyonu varsa mantar ve bira mayasından uzak durmakta fayda var.

*Tiroid hormonlarının çalışmasını azaltan yiyecekleri; beyaz lahana, kara lahana, karnabahar, brokoli, turp, brüksel lahanası, hardal, soya fasulyesi, yer fıstığı, darıyı çok fazla özellikle çiğ olarak tüketmemelisiniz. Pişirerek tüketmeniz guatrojen madde miktarını azaltacağından daha sağlıklı olacaktır.
*Tiroidde en fazla görülen problem ödemdir. Bu nedenle su tüketiminizi asla ihmal etmeyin, günde 2-2,5 lt su içmeye çalışın.
*Çikolata bakırdan zengin bir yiyecektir ama kadmiyumda içermesinden dolayı tiroid hastalarının dikkatli tüketmesi gerekmektedir. Fazla alınan kadmiyum selenyumu vücuttan atar.
*Hipertiroidi olanlar süt, peynir, deniz mahsulleri, mor lahana, turp, kuruyemiş
 tüketimini azaltmalılar. Çay, kahve, alkol ve nikotin metabolizma hızını artıracağından tüketmemeye çalışmalılar.
*Sağlıklı yaşamın ikincil kuralı düzenli egzersizdir. Hem metabolizmanın hızlanması, hem tiroid hormonuna karşı doku duyarlılığının artması, hem de kas artışı için düzenli egzersiz en azından yürüyüş yapmalısınız.
*Stres birçok hastalık gibi tiroid bulgularını da tetikler, özellikle bahar aylarında psikolojik yapının değişmesiyle hormonal değişimde görülebilmektedir. Bu nedenle stresle baş etmek için elinizden geleni yapmaya çalışın.


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

12 Şubat 2012 Pazar

Çocuklarda kilo kontrolü

Çocuklarda kilo kontrolü
cocuklarda kilo kontrolu
Çocuğunuzun kilosunu aşırı mı buluyorsunuz? Birkaç küçük değişiklikle bunu tam tersine çevirebilirsiniz.

 
Çocuklarda obezite oranı hızla artmaktadır. Bununla beraber de birçok çocukta kolesterol yüksekliği, tip-2 diyabet, uyku, deri ve solunum problemleri görülmektedir. Maalesef çocukların hızlı ve kolay şekilde kilo vermeleri de mümkün değildir. Bu süreç bütün aileyi de etkileyecek, hayat tarzlarını ve yeme alışkanlıklarında değişiklikle mümkün olacaktır. Ve bu mümkündür, ama nasıl?

Çocuğunuza gerçekçi hedefler koyun

Çocuklar sürekli büyüme ve gelişmekte oldukları için büyümelerini negatif etkilemeyecek şekilde kilo vermelidirler. Eğer çocuğunuz kilo almadan boyu uzuyorsa ileride de sağlıklı bir şekilde kilosunu da koruyacaktır.

Egzersiz yaptırın

Herhangi bir sportif aktiviteye yazdırın, yüzme, basketbol, tenis.. ya da en azından günde en az yarım saat yürüyüş yapmasını sağlayın. Böylelikle hem boyu uzayacak hem kalori harcayacak hem de kilo vermesi gerçekleşecektir.

Sağlıklı ve besleyici yiyecekler yemesini sağlayın

Çocuğunuzun 3 ana, 3-4 ara öğün yemesini sağlayın. Böylece uzun süre açlık hissetmeyeceği için öğünlerde de fazla yemeyecektir. Çocuklarınıza daha fazla sebze, meyve, tam tahıl ürünleri yemelerini, daha fazla su içmelerini sağlayın. 1 portakal, portakal suyundan daha az kaloriye sahip değildir fakat içerisindeki lif sayesinde çocuğunuz kendini daha tok hissedecektir. Yemeklerde de düşük yağlı süt, yoğurt, peynir tüketmelerini sağlayın. Böylelikle alacakları kaloriyi azaltmış olacaksınız.
 
Ailenin beslenme alışkanlığını değiştirin

Çocuğunuza aç olduğu zaman yemek yemesini önerin, bunu bir aktivite olarak yapmasın. Yemeğinizi mutfakta veya salonda yiyin ama televizyon gibi dikkati dağıtacak etkenler olmasın. Eğer çocuğunuz televizyon karşısında yemek yiyorsa ne kadar yemek yediğinin farkında olmayacağı için tehlikeli olabilir. Eğer siz evde sürekli atıştırıyorsanız, sebze yemeği veya salata tüketmiyorsanız, yemek sonrasında tatlı veya hamurlu yiyecekler tüketme alışkanlığınız varsa, günde maksimum 2-3 bardak su içiyorsanız bilin ki çocuğunuzda sizi taklit edecektir. Öncelikle siz sağlıklı beslenin ki çocuğunuz da sağlıklı beslenme bilincini edinsin.

Davranış değişikliği uygulayın

Beslenmeyle ve fiziksel aktivitelerle ideal bir kiloya ulaşmak için çocuğunuzun gözlemlediğiniz kadarıyla yediklerini kaydedin, mutfağınızda yüksek kalori içeren birçok yiyeceği kaldırın, öğün zamanlarında TV izlemek, televizyonun açık olduğu her an yemek yeme isteği doğurabileceğinden riskli diğer bir durumdur. Hedef olarak koyduğunuz egzersiz süresine ulaştıktan sonra ödüllendirin. Aile, haftalık aktivite düzenleme ve bir hedefe ulaşma konusunda bir grup olarak hareket edebilir.

Gelişimini kontrol ettirin

Çocuğunuzu en fazla iki haftada bir kilo ve boy kontrolü, hatta gerekirse 2 -3 ayda bir kan bulgularının kontrolü için doktoru ve diyetisyenine danışın. Her gün tartım işlemi yapmayın bu durum çocuğunuzu strese sokabilir.

Destekleyici olun

Çocuğunuza yardımcı olmak için ailenin beslenme alışkanlığını değiştirmesi önemlidir. Evinize abur cubur almayın, yağlı yiyeceklerden uzak durun. Unutmayın çocuğunuz sizden ne görürse aynısını yapacaktır.

Dyt. Özlem Sert Aydın

http://www.ozlemsert.com

Bebeklerin İlk Altı Ay Beslenmesi

Bebeklerin İlk Altı Ay Beslenmesi
bebeklerde alti ay.5 yaş altındaki çocukların yüzde 25’inde beslenme eksikliği ve yüzde 15’inde de bebek ölümleri görülmektedir. İlk 6 ayda yapılan anne sütü ile beslenme bu ölümleri önemli bir oranda engellemektedir.
Hastalıkları önlemesi, maliyetinin düşük olması ve atık bırakmaması nedeni ile anne sütü bebekler için en yararlı, ekonomik bir beslenme yöntemidir. Her zaman, temiz ve mikropsuzdur, kolaylıkla sindirilir, ishal, karın ağrısı, kabızlık daha az görülür, bağışıklık sistemini güçlendirir, kas ve kemik gelişimini artırır, bebeğin su ihtiyacını tam olarak karşılar, ayrıca su verilmesine gerek yoktur, anne sağlığını korur, meme ve rahim kanseri olma riskini azaltır ve en önemlisi bebekle anne arasında özel sevgi bağı kurulmasını sağlar.
Anne sütü zamanında doğan her bebeğin normal gelişmesini sağlayan ilk 6 ay tek başına yeterli olan mucizevi bir besindir.Doğumdan hemen sonra ilk beş günde salgılanan koyu sarı renkteki süte kolostrum adı verilir.Kolostrumda bulunan enfeksiyon önleyici etmenler bebekleri enfeksiyondan ve alerjiden korumaktadır, olgun sütten daha fazla protein , barsağın olgunlaşmasını sağlayan büyüme faktörleri içerir, A,D,K,B12 vitaminlerinden ve Sodyum ve Çinko dan zengindir.Doğar doğmaz anne sütü alan bebeklerin gastrointestinal sistemleri hastalık yapan mikroorganizmalara karşı korunmuş duruma gelir. Bebeği dehidratasyona ve hipoglisemiye karşı korur. Kolostrum 5. günden sonra geçiş sütü halini alır ve 3. haftadan itibaren olgun süt özelliğini taşır. Olgun sütteki protein oranı bileşim açısından bebek için en ideal yapıya sahiptir.İnek sütünde eksik olan çoğu protein anne sütünde mevcut ve sindirimi kolay olan proteinlerdir ve büyümeyi düzenleyici etmenleri inek sütünden 30-40 kat daha zengindir. Yağ bileşimi de sindirimi kolay olan doymamış yağ asitlerinden oluşmaktadır. Beyin ve sinir dokusunun gelişimi için esansiyel yağ asitleri içerir ve inek sütünden 8 kat daha fazladır.
 Anne sütünün üretiminin başlaması gebelik sırasında gerçekleşir ve doğum ile artar. Süt yapımı bebeğin doğru teknik ve sık aralıklarla emzirilmesi ile artar. Kadınların %99’u iki bebeği emzirebilecek kapasitede süt salgılar, doğumdan hemen sonra emzirilmeye başlanması devamı için önemlidir. Süt göğüslerde alveol adındaki süt bezlerinde yapılır ve kanallar yolu ile süt havuzlarında birikir. Bebek emdikte boşalma refleksi ile meme ucuna erişir.
Genel olarak anne sütü ilk 6 ay için ideal bir besin kaynağıdır ve bu süre içerisinde su dahil hiçbir ek besin verilmemelidir. Fakat 6 aydan sonraki bebekler yalnızca anne sütüyle büyümelerini sürdüremezler ek gıdalara başlanması gerekir.
Eğer bebek anne sütü almıyorsa 4. ayda yumurta sarısı başlanır. Katı pişirilmiş yumurtanın sarısının önce 1/8'i sütle ezilerek verilir. Miktar yavaş yavaş artırılır.
5. ayda, 4. ayda verilen ek besinlere ilave sebze çorbasına başlanır. Mevsimine göre, patates, havuç, kabak veya ıspanak bebeğe verilebilir. Bir süre sonra bu çorbaya bir tatlı kaşığı bulgur veya pirinç eklenerek pişirilebilir.
Ayrıca 5. ayda ; acısız tarhana çorbası, pirinçli ve yoğurtlu çorbalar bebeğe verilebilir. Bir çorba kaşığı ile başlanıp yavaş yavaş miktarı artırılır. 5. ayda , meyve suyu yerine meyve püresi de tercih edilebilir.
6.ayda, 4 ve 5. aylarda verilen besinlerin yanı sıra tüm aile için acısız pişirilen mercimek çorbası bebeğe verilebilir veya bir çorba kaşığı mercimek sebze çorbasına katılarak pişirilebilir. Küçük bir miktar kıyma, çorbalara eklenir.
Bebekler 6 aylık iken ağızları yarı katı gıdaları kabul etmeye uygun hale gelir. Dişler belirginleşir ve dil artık katı gıdaları dışarı atma refleksini kaybeder. Mide ve barsak sistemleri nişastayı daha iyi hazmetmeye başlar.
Dyt.Özlem Sert Aydın

http://www.ozlemsert.com

Omega-3'ün yararı saymakla bitmez

Omega-3'ün yararı saymakla bitmez
kis yemekleri
Sağlıklı ve uzun bir yaşam için yağlara ve genç kalmak için de yağ asitlerine vücudun ihtiyacı bulunuyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özlem Sert Aydın, özellikle son zamanlarda çok konuşulan Omega-3 yağ asitlerini anlattı.

Omega-3 nedir?

"Omega-3 vücut tarafından yapılamayan ve dışarıdan yiyeceklerle alınması gereken doymamış yağ asitlerinden biridir ve kendi içinde de EPA ve DHA olarak ikiye ayrılmaktadır."

Hangi besinlerde bulunuyor?
 
"Omega-3, bir diğer ismiyle 'alfa linolenik asit', yağlı balıklarda, ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor."

Hangi yaş grubu almalı?

"Vücudun Omega-3 yağ asidine ihtiyacı daha anne karnında başlar, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılıkta da ihtiyaç devam eder."

Vücuda faydaları nelerdir?

"Başlıca faydası vücudun enerji üretimine katkıda bulunması. Bu nedenle Omega-3'ten zengin bir beslenme programı yorgunluğu giderip, kavrama gücünü ve hareket kabiliyetini artırarak kalp, şeker, tansiyon, romatizma, migren ağrıları ve cilt problemlerine iyi geliyor.

Anne sütü de doğal bir Omega-3 kaynağı olduğu için ilk altı ay sadece anne sütüyle beslenmenin önemini bir kez daha vurgulamakta fayda var.

Kalp hastalıklarında da Omega-3 kötü kolesterolü (LDL) düşürüp, iyi kolesterolü(HDL) artırıyor. Vücutta yağın depo formu olan trigliserit seviyesini de düşürerek kalp ve damar sağlığını koruyor.
 
Bu özelliğini kanın pıhtılaşmasını önleyerek akışkanlığını sağlamasından. Kanın yoğunlaşması damarların daralmasına bu da kalp, böbrek, beyin başta olmak üzere vücuttaki pek çok organın fonksiyonlarını yitirmesine neden oluyor."
 
Kanser türlerine karşı da etkili mi?

"Kanserde vücut gün içinde birçok mikroorganizmanın saldırısına uğrar ve burada bağışıklık sistemi devreye girer.
 
Kötü huylu hücreleri ve mikroorganizmaları baskı altında tutabilmek ve yok edebilmek için bağışıklık sistemi Omega-3 yağ asidinden güç almaktadır. Göğüs, prostat ve kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünde Omega-3'ün yararlı olduğu biliniyor.
 
Diyabette ise kan şekerimizi dengeleyen hormon insülin, yetersiz salgılanmaktadır ve Omega-3, insülinin yararlılığını artırarak ve tip II diyabette bulguları azaltmaktadır."
 
Çocuklar daha çok mu tüketmeli?

"Zeka gelişiminde balığın özellikle çocuklarda zekayı geliştirici özelliğinin vurgulanması beyindeki yağın ana bileşiminin Omega-3 yağ asitleri içeren DHA olmasıdır.
 
Düzenli olarak Omega-3'ten zengin besinler tüketenlerde beyin yaşlanması daha da yavaşlamaktadır. Bunun yanı sıra Alzheimer, depresyon ve şizofreni gibi rahatsızlıklarda da belirtileri önlediği biliniyor."
 
Omega-3 içeren yiyecekleri ne sıklıkla tüketmeliyiz?
 
Haftada en az iki kez buğulama veya ızgara olarak balık yiyin Her gün iki, üç ceviz veya 8-10 adet badem yiyin Her gün bir tabak yeşil yapraklı sebze yemeği veya salata tüketin Yoğurt veya salatanızın içine bir yemek kaşığı kadar keten tohumu serpin Haftda en az iki kez kurubaklagil tüketin Balık tüketemiyorsanız günde bin mg'lık balık yağı takviyesi alın Kanın pıhtılaşmasına karşı ilaç kullanıyorsanız, balık ve balık yağı tableti fazla kullanmayın


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

11 Şubat 2012 Cumartesi

Bayramda kırmızı ete ağırlık vermeyin

Bayramda kırmızı ete ağırlık vermeyin
kurban bayraminda kirmizi et
Kurban Bayramı sofralarında kırmızı etin yanı sıra sebze yemekleri, salata ve meyvenin de tüketilmesi öneriliyor.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Özlem Sert, bayramda nasıl beslenilmesi gerektiğini ve kırmızı et tüketiminde dikkat edilmesi gerekenleri anlatıyor;:

Bayramda kronik rahatsızlığı olanların nelere dikkat etmesi gerekiyor?
 "Bayramlarda psikolojik olarak daha fazla yemek yenmesi hissi vardır, ağır ve aşırı yemek yenmesi halinde sindirim zorlukları, gaz sıkıntısı, hazımsızlık, mide bulantısı ve ani tansiyon yükselmesi gibi rahatsızlıklar görülebiliyor.
  Kalp, şeker, tansiyon hastalarının normal beslenme düzeninin dışına çıkmamaları gerekir."
  
Kırmızı et tüketimi nasıl olmalı, nelere dikkat edilmeli?
  "Kurban Bayramı'nda kırmızı et tüketimi artar ve her türlü yemek içinde kullanılır. 
Kesilen et dinlendirilmeden tüketildiği için sindirimi de zor olur. Fazla tüketildiğinde ise midede şişkinlik, hazımsızlık gibi sıkıntılara neden olabilir. 
Etin kesildikten sonra bir-iki gün buzdolabında dinlendirilmesi pişme süresini azaltır ve sindirimi kolaylaştırır. Kolesterolü yüksek olanlar, kalp ve böbrek hastalarının fazla kırmızı et tüketmemeleri gerekir. Kırmızı etteki doymuş yağ oranının fazla olması kalp damar sağlığını tehdit edici olabilir. Tüketilecekse de ızgara, buğulama veya haşlama olarak ve yanında sebze yemeği ve salata ile tüketilmelidir."
              
Etin kesimi ve pişirme yöntemleri nasıl olmalı?
 "Hayvanın kesim yerinin temiz olması çok önemli, hem ortamdaki hem de ciğer, bağırsak, böbrek gibi sakatatlardaki parazitler insan sağlığı için tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle çok iyi temizlenmeleri gerekir. Pişirme derecesi de çok önemli çünkü iç kısmı çiğ kaldığında etteki mikroorganizmaların kişiye geçmesi mümkün. Izgaradan ziyade haşlama olarak tüketilmesini öneririm."
              
Bayramların vazgeçilmezi olan tatlıları nasıl tüketelim?
 "Özellikle bayram sonrasında hastanelere başvuran kişilerde gözlemlenen, şeker seviyesinin yükselmesidir. Tatlıların kalori düzeyi yüksek olduğu için kilo alımına neden olabileceği de gözönünde bulundurulmalı. 
Şekerli, yağlı hamurlu tatlıların ve çikolatanın fazla tüketilmesi hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile diyabete zemin hazırlamakta ve diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ziyaretlerde ikram edilen her tatlıyı kabul etmeyerek, aralarında en hafif olan sütlü ve meyveli tatlıları tercih etmek sağlıklı bir seçim olacaktır."
  
Bayram sofrasında neler bulunmalı?
 "Bütün ailenin birlikte olduğu ender zamanlardan biri olduğu için türlü türlü yemekler yapılır. Kurban Bayramı'nda sofrada illaki kırmızı et olacaktır ama önemli olan nasıl yapıldığı. Kavurma veya kızartma yöntemiyle pişirilen etin hem sindirimi zor hem de vitamin, mineral kaybı olacağı için mümkün olduğu kadar tüketilmemesi gerekir.
Izgara veya haşlama etin yanında bol yeşil ve limon soslu, az yağlı salata veya sadece etli sebze yemeği doğru seçenek olacaktır. Sebze ve salatada bulunan lifler, kırmızı etteki doymuş yağın vücuttan dışarı atılmasını sağlayacak ve vücuda yapacağı toksik etkileri azaltacaktır. 
Çorba mide hacim kapasitesini artıracağı için yemeğe çorba ile başlanmalı. 
Pilav, makarna, börek mümkün olduğunca az tüketilmeli. Yoğurt sindirimi kolaylaştırdığı için yemeğin yanında ayran, cacık olarak tüketilmeli. Tatlı olarak da sütlü tatlılar tercih edilmelidir."

Bayram öncesi ve sonrası nelere dikkat edilmeli?
 "Kahvaltı günün en önemli öğünüdür, kesinlikle atlanmamalı ama aşırıya da kaçılmamalı. Kahvaltıda C vitamininden zengin olan domates, sivribiber, maydanoz tüketilmeli. Sıvı alımına dikkat edilmeli ve günde ortalama iki litre su içilmeli. Öğünler atlanmamalı, az az ve sık sık beslenmeli.Posadan zengin sebze ve meyvelere ağırlık verilmeli, günde sekiz porsiyon sebze, üç porsiyon da meyve tüketilmeli. Yemeklerin pişirilme yöntemlerine dikkat edilmeli, etin fırınlanmış, ızgara veya haşlama, sebze yemeklerinin ise az ve sıvı yağlı olarak tüketilmesine dikkat edilmeli. Yiyecekler birbirine fazla karıştırılmamalı.Bayramın ardından midenin dinlenmesi için bir öğün sadece çorba ve salata, diğer ana öğünde ise etli sebze yemeği yenmeli.Çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekler fazla tüketilmemeli. Bitki çaylarından özellikle rezene çayından destek alınmalı.Tokluk hissinin 20 dakikada hissedilmesinden dolayı yemekler yavaş yavaş yenmeli."

Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Kansızlık göz ardı ediliyor

Kansızlık göz ardı ediliyor
kansizlik tedavisi
En fazla genç kadın ve çocuklarda demir eksikliği olarak görülen kansızlık, diğer hastalıklarla karıştırılması nedeniyle genellikle göz ardı ediliyor. 
Kandaki alyuvar veya alyuvarlara renk veren hemoglobin sayısındaki azalma, kansızlık olarak adlandırılıyor.
  
Hemoglobinin üretilmesinde gerekli olan demir, besinlerle yeterli miktarda alınmazsa hastalığın oluşmasına zemin hazırlıyor. 

Hemoglobin miktarı ne olmalı? 
"Hemoglobin miktarı erkeklerde 13 g/dL, kadınlarda 12 g/dL, altı ay ile altı yaş arası çocuklarda 11 g/dL nin, 6-14 yaşlarda 12 g/dL nin altındaysa kişi anemik kabul edilir. 
  
Beslenmenin yanı sıra kişide karaciğer, böbrek rahatsızlıkları ve kanser gibi ciddi hastalıklarda görülen iç kanama varsa demir eksikliği kansızlığın nedeni olabilir."
  
Kansızlığın belirtileri nelerdir?
  
"Halsizlik, yorgunluk, soluk bir cilt, asabiyet, uykusuzluk, konsantrasyon eksikliği, saç dökülmesi, tırnaklarda incelme görülebilir. 
  
Dünya nüfusunun yüzde 30'unda görülen kansızlık ileri derecelerde elde ve ayakta karıncalanma, depresyon, çarpıntı, kulak çınlaması gibi yakınmalara neden olur. 
  
Özellikle kış aylarında el ve ayaklarda üşüme ile kendini gösterir. Bu tip şikayeti olanlar en yakın bir zamanda hematoloğa başvurmalıdırlar.
  
Eğer kansızlık demir eksikliğinden oluşuyorsa ağız kenarlarında ve dilde yaralar, tırnaklarda çatlaklar, toprak, buz ve kirece karşı istek olabilir. 
  
Folik asit eksikliğinden kaynaklı ise depresyon, ishal, şiş bir dil olabilir. B-12 vitamini eksikliğinden oluşuyorsa da kilo kaybı, depresyon, hafif renk körlüğü, duyu kaybı ve kararmış bir cilt görülebilir."
  
Kansızlık nasıl tedavi edilir?

"Tedavide öncelikle kansızlığa sebep olan unsurları öğrenmek gerekir. Fazla adet kanaması veya hemoroid kanaması varsa tedavi edilmelidir."

Beslenmeye bağlı olan bir durumsa dikkat edilmesi gerekenler:

Kırmızı et, karaciğer, balık, yumurta sarısı,  kurubaklagiller, kuru üzüm, kuru incir, yeşil yapraklı sebzeler, ayçekirdeği, fıstık, ceviz, badem, soya fasülyesi demirden zengin yiyecekler tüketilmeli Demir emilimini artıran C vitamini alınmalı. Öğünlerde ana yemeklerin yanında domates, maydanoz, sivri biber, marul içeren limonlu salata tercih edilmeli İçinde bulunan laktik asit demirin vücutta depolanmasını kolaylaştırdığı için yoğurt tüketimi artırılmalı Demir emilimini azaltan besinler fazla tüketilmemeli. Çay, kahve, kola, sigara, alkol ve kepekli ekmek. Yemekten en az yarım saat sonra çay veya kahve tüketilmemeli Sebzelerin haşlama suyu atılmamalı Sebzeler mümkün olduğunca az suda veya düdüklü tencerede pişirilmeli 

Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Hipertansiyondan Korunmak İçin Zayıflayın

Hipertansiyondan Korunmak İçin Zayıflayın
hipertansiyon riski
Kan basıncının normal değerlerin üzerinde olması olarak tanımlanan hipertansiyon, şişmanlık, alkol ve sigara tüketiminden olumsuz etkileniyor.


Hipertansiyon riskini artıran etkenler neler?

"Hipertansiyon kan basıncının bazı nedenlerden dolayı, böbrek hastalığı, kullanılan bazı ilaçlar, kalp-damar hastalığı, gebelik gibi normal değerlerinin, 120/80 mm/Hg üzerinde olmasıdır.

Şişmanlık, aşırı tuzlu yeme alışkanlığı, doymuş yağların aşırı tüketimi, alkol ve sigara tüketimi hipertansiyon riskini arttırır."

Ne gibi belirtileri var? 

"Kişi çoğu zaman hipertansiyon belirtilerini hissetmez, başka bir nedenden dolayı doktora gittiğinde açığa çıkar. Bu nedenle düzenli olarak özellikle 50 yaş üzeri kişiler ölçüm yaptırmalıdırlar.

Baş ağrısı, ensede ağrı hissi, yorgunluk, sık idrara çıkma, çarpıntı, kulak çınlaması gibi belirtiler görülebilir."

Zararları neler?
 
"Tedavi edilmezse tansiyon kişide kalp-damar hastalığı ve böbrek hastalıkları riskini artırır, hatta görme bozuklukları yaratabilir." 

Nasıl bir beslenme uygulanmalı?

hipertansiyon"Tedavide olumlu sonuç alınması için doktor tarafından önerilen ilaçların yanı sıra yaşam tarzı değişikliği de gereklidir.

Şişmanlık, hastalık riskini artıran en önemli etkendir ve bu nedenle kişide kilo fazlalığı varsa kilo vermelidir. Kilo ile beraber şeker hastalığı ve kalp-damar hastalıklarının görülme riski de artacaktır. Tansiyonlu kişide 1 kg. yağ kaybı tansiyonu 0.2 cm/Hg düşürecektir.

Tuz tüketimi tansiyon değerine göre ya azaltılmalı ya da kaldırılmalıdır. Tuz tüketiminin azaltılması tansiyonu düşürecek ve ilaca olan ihtiyacı da azaltacaktır.

Yemeklere tuz serpilmemeli, yemekler az tuzlu pişirilmeli, tuzsuz ekmek tüketilmelidir. Birçok yiyecek içinde doğal olarak sodyum bulunmaktadır. Sodyumu azaltılmış tuzlar ise doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

Yemeklere doymuş yağ asla katılmamalıdır. Doymuş yağ yerine damar sağlığı için fındık yağı, soya yağı, mısırözü yağı, zeytinyağı, ayçiçek yağı tüketilmelidir. Etleri kızartmak yerine ya ızgara ya da haşlama olarak tüketilmelidir. Sakatat asla tüketilmemelidir.

Kalsiyum, potasyum ve magnezyum minerallerinin tansiyonu olumlu etkilediklerine dair çalışmalar mevcuttur. Böbrek hastaları dışında tansiyon hastalarının potasyumdan zengin yiyecekler tüketmesi, sebze ve meyveler, veya supleman kullanmasının tansiyonu düşürücü etkisi ve hücre geçirgenliğini artırarak besinlerin hücre içine girmesini sağlamaktadır.

Kalsiyumunda tansiyonu düşürücü etkisi bulunmaktadır, bu nedenle hergün öğünlerde az yağlı yoğurt, günde bir bardak kadar az yağlı süt tüketilmeli, günde bir avuç kadar fındık veya bademden de destek alınmalıdır."

Başka dikkat edilmesi gerekenler nedir?

"Alkolün ve kafeinin kan basıncını artırıcı etkisinden dolayı tüketimi azaltılmalıdır.  Sigara ise damar sağlığını negatif etkilediğinden, özellikle büzüşmesine neden olup tansiyonu yükselteceğinden tüketilmemelidir.

Düzenli olarak yapılan spor en azından yürüyüşün bile kan basıncını kontrol ettiği, kilo verilmede destek unsur olduğu, kalp-damar sağlığını koruduğu bilinmektedir. Bu nedenle günde bir saatlik yürüyüşün olumlu etkileri olacaktır."


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Çocuk Beslenmesinde Bal

Çocuk Beslenmesinde Bal
.Besleyici ama dikkatli tüketilmesi gereken mucizevi besin; BAL
cocuk beslenmesinde bal onemliZenginve özel bir besin kaynağı olan bal bebek ve çocuk beslenmesinde çok önemlidir. Sindiriminin kolay olması , içeriğindeki yararlı maddeler sayesinde iştah aç ıcı, sakinleştirici ve daha birçok faydası bulunmaktadır ama dikkatli tüketilmesi şartıyla.

Bal içerisinde C. Botulinum adı verilen bir bakteri bulunabilmektedir. Yetişkinler için tehlikeli olmayan ama 1 yaşına girmemiş bebeklerde bağışıklık sistemi gelişmediğinden Brulizm hastalığına, alerji, astım hatta solunum ve sinir felcine dahi yol açabilmektedir. Hastalık kabızlıkla başlar, yeme sorunları, yemeği yutamama, ses kısıklığı, hareketlerde yavaşlıkla kendisini gösterir. Doğal ve besleyici bir besin olmasına rağmen içeriğindeki toksik ve alerjen maddeler nedeniyle ileriki yaşlarda bu besine karşı alerji ve astım gibi hastalıklara zemin hazırlayabilmesi mümkündür. 1 yaş oncesinde yedirilmemesi, bebeğe ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerekir. Yapılan bazı araştırmalar ani bebek ölümlerinin nedenleri arasında balı göstermektedir.
Hamilelik ve emziklilik döneminde annenin bal tüketmesinde herhangi bir sakınca yoktur, hatta faydası bulunmaktadır. Ama annelerin çok sık yaptıkları bir yanlış vardır ki oda bebeğin rahat meme emmesi için meme başına bal sürülmesi, ağlamasının kesilmesi veya rahat uyuması için emziğinin bala batırılarak bebeğe verilmesidir. Annelerimizden, anneannelerimizden gördüğümüz bu gelenek malesef ciddi sorunlara yol açabilmektedir.
Vitamin ve mineraller sayesinde besleyici ve birçok hastalıklara karşı koruyucu hatta tedavi edici özellik gösteren balda B1, B2, B3, B5 ve C vitaminleri ve kalsiyum, magnezyum, demir, kükürt, potasyum, fosfor gibi mineraller bulunmaktadır. İçerdiği maddeler sayesinde antimikrobiyal özelliğe de sahiptir. 1 yaşa kadar tüketilmesi önerilmeyen ama çocukların sağlıklı gelişimleri için tüketmeleri gereken bal, çocuklarda sıklıkla görülen demir eksikliğine, kemik hastalığı olan raşitizme ve barsak tembelliği, kusma, öksürük, bronşit , difteri, boğmacada tedavi edici olduğu bilinmektedir.

Beslenmede çok önemli yeri olan balın çocuğunuzun ileriki yaşantısında mahrum kalmaması için bir beslenme uzmanına danışarak ve belli bir yaştan sonra azar azar verin .
Bebeğinizi ilk 6 ay sadece anne sütü ile besleyin.
İlk 1 yaşa kadar allerjik ve toksik etkisi bulunabileceği için bal yedirmeyin.
Biberonu içerisine veya emziğine tatlandırmak için bal ilave etmeyin.
Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Bahar aylarında doğru beslenin

Bahar aylarında doğru beslenin
kis yemekleri
Kış mevsiminin ardından bahar aylarındaki mevsim değişikliği ve vücutta görülen fizyolojik değişikliklere karşı doğru beslenme programı ve egzersiz öneriliyor.
 
Bahar ayında vücudumuzda görülen değişiklikler nelerdir?
"Kışın ayının soğuk günlerinden sonra havalarında ısınmaya başlamasıyla birçok kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği, hafıza kaybı, mutsuzluk, stres gibi ortak şikayetler gözlenir. Stres ve yorgunluk ile beraber kalp-damar sağlığı da negatif etkilenebiliyor. Tansiyon yükselmesi, kan şekerinin düzensiz salgılanması, tiroid ve insulin hormonlarında da düzensizlik görülebiliyor."

Baharda nasıl bir beslenme programı uygulamalıyız?
"Bahar ayında uygulanacak en ideal beslenme şekli Akdeniz tarzı beslenmedir. Her öğünde mevsim sebzeleri salata yada yemek olarak tüketilmelidir. Ara öğünlerde de yine mevsim meyveleri tercih edilmelidir. Haftada bir kez kırmızı et, en az iki kez balık, iki kez kurubaklagiller, iki kez yumurta ve hergün iki kase kadar yoğurt, yarım avuç kadar fındık, badem tüketmeliyiz.
Salatalara ve yemeklere piştikten sonra çok az zeytinyağı ilave etmek de faydalı olacaktır. Ekmek ve tahıl grubu ihtiyacımızı ise kepekli ürünlerden tercih etmeliyiz."

Peki sıvı tüketimi?
"Havaların ısınması ile vücut yüzey ısımızın artmasıyla ve sıvı tüketimine de ihtiyacımız artacaktır, bu nedenle günde en az 1.5 lt su içilmelidir.
Alkol ve kafeinli içeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durulmalı, yerine rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çaylarından destek alınmalıdır.
Bahar ayında vücudun A, B ve C vitaminlerine ve potasyum, magnezyum minerallerine olan ihtiyacı artar. Bu nedenle bu yiyeceklerden zengin bir beslenme programı uygulanmalıdır."

Bu vitaminlerin eksikliğinde neler oluşur?
"A vitamini eksikliğinde, büyüme ve gelişmede yetersizlik, göz rahatsızlıkları, ileri derecede gece körlüğü, derinin pul pul olup döküntü oluşturması görülür.
B vitamini eksikliğinde, iştahsızlık, sinirlilik, huzursuzluk, kalp çarpıntısı, ses ve görme bozuklukları görülebilir.
C vitamini eksikliğinde ise diş eti rahatsızlıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyona yatkınlık, halsizlik ve iştahsızlık görülür." 

A,C ve E vitaminlari hangi yiyeceklerde bulunur?
 "A vitamini süt, yumurta sarısı, balık ve sarı-turuncu renkli sebzelerde, B vitamini ise buğday, kepek, bira mayası, yeşil sebzeler ve kurubaklagillerde bulunur.
C vitamini turunçgillerin yanı sıra taze sebzeler, maydonoz, kabak, soğan ve domates de bulunur."

Bahar yorgunluğu için neler yapılabilir?
"Kış sonrasında vücuttaki yorgunluğu atmak için eğer kişinin tansiyon, kalp ve diabet rahatsızlığı yoksa üç-beş günlük sadece sebze, sebze suyu ve meyve ağırlıklı, protein ise bitkisel kaynaklı proteinlerden sağlanan, günde en az 1.5 lt. suyun tüketildiği bir beslenme programı uygulanabilir.Baharda hormonların çalışmasında düzensizlik görülebilir. Hem hormonlar hem de hava değişimleri vücutta su tutulmasına neden olabilir. Ödemde yorgunluk nedenlerinde biridir. Bu nedenle yemekler az tuzlu tüketilmelidir.Uyku problemi yaşamamak için yatmadan önce ılık bir duş almak, aynı saatlerde yatmaya dikkat etmek gerekir.Fiziksel aktivite kişiyi hem rahatlatır hemde metabolizmayı hızlandırır, özellikle yüzme bahar yorgunluğunun giderilmesinde etkilidir.
Bahar yorgunluğunun nedeni bir mineral eksikliği de olabilir, özellikle bayanlarda demir eksikliği bu semptomların oluşmasını tetikler.
Tiroidin az çalışması da kişide yorgunluk nedeni olabilir, bu nedenle bir endokrinolog ile görüşülebilinir."

Yaz öncesinde zayıflama diyetlerine başlamak ve kısa sürede kilo vermek ne kadar sağlıklı?
"Bahar ayı geldiğine çoğu kişi psikolojik olarak kışın alınan kiloları verme telaşına düşüp, ya dergi, gazete ya da internet sitelerinde bulunan mucize olarak adlandırılan şok diyetleri uygulamaya başlar.

Evet çoğu kişide birkaç kilo kayıp olur ama giden su veya, proteinden yetersiz bir programsa, kastır ve kişi kilo verdiğini sanır. Bununla beraber mucize diyet adı altındaki diyetlerin kalori toplamı da çok düşük olduğu için kişide bir süre sonra metabolik direnç görülebilir.

Yani kişi sonrasında ne kadar diyet yaparsa yapsın eskisine nazaran daha az kilo verecektir çünkü vücut daha az kalori harcayacaktır. Bu da yaz öncesinde bilinçsizce yapılan zayıflama diyetlerinin ardından kilo alınacağı anlamına gelmektedir.

Bu nedenle kişi kendi vücut yapısına, yaşına hatta kan bulgularına uygun, diyetisyen tarafından hazırlanan bir zayıflama programını uygulamalı, amacı kısa süreli kilo kaybı değil bir yaşam şekli olmalıdır."
Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

10 Şubat 2012 Cuma

Çocuklarda D Vitamini Eksikliği - Raşitizm

Çocuklarda D Vitamini Eksikliği - Raşitizm
rasitizm d vitamini eksikligiRaşitizm, D vitamini yetersizliğine bağlı olarak kemiklerde kalsiyum ve fosfor depolanmasındaki problemle açığa çıkan şekil bozukluğudur. Genellikle yenidoğan ve 2 yaş arası çocuklarda görülür.D vitamini bazı besinlerle birlikte ve güneş ışığı sayesinde alınır ve temelde kemik dokusunun gelişimini, kalsiyum emilimini sağlar. Çocuğun yeteri kadar D vitamini alamaması, D vitamininin vücut tarafından depo edilememesi, vücudun yeteri kadar güneş ışığı alamaması, annenin gebelik döneminde yetersiz beslenmesi ve güneşe çıkmaması, barsaklardan emilim bozukluğu, böbrek yetersizliği, bazı ilaçların kullanımı hastalığa neden olabilir.
Bebekte huzursuzluk, kafa kemiğinde yumuşama, alında çıkıntı oluşumu, baş terlemesi, kaburgada yuvarlak çıkıntılar, göğüste deformasyon, el ve ayak bileğinde genişlik, geç oturma, geç yürüme, bacaklarda eğrilik, diş çıkarmada gecikme.. raşitizmin belirtilerindendir. Teşhis için kemik ölçümü ve kan tahlili yapılması gereklidir.
 
Yağlı balıklar, peynir, tereyağı, süt ve yumurtada D vitamini bulunmaktadır. Anne sütündeki D vitamini ise çok düşük seviyededir, bu nedenle doğumdan sonraki ilk haftalarda bebeğe D vitamini takviyesi yapılmalıdır. Annenin de hamilelik süresince güneşe çıkması fetüs için yararlı olacaktır çünki bebeğin D vitamini gereksinimi annenin D vitamini durumuna bağlıdır yani daha anne karnında iken bebekte vitamin yetersizliği başlayabilir.
 
Hastalığın önlenmesi için, hamilelik ve emziklilik döneminde annenin günde 10-30 dakika direkt güneş ışığı alması gerekir. çocuk hergün güneşe çıkarılmalıdır, sonbahar ve kış aylarında ek preparat ve hergün kalsiyumdan zengin besinler verilmelidir. Anne sütü ile beslenen bebekler doğumdan itibaren 1 yaş sonuna kadar ek 400 IU D vitamini almalıdır, formula mama ile beslenen bebeklerin supleman almasına gerek yoktur zaten mama içerisinde bebeğin ihtiyacı olan D vitamini yeteri kadar bulunmaktadır.
 
D vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğundan vücut fazlasını depo etmektedir bu nedenle gereğinden fazla D vitamini verilmesi durumunda zehirlenme görülebilir. Raşitizm tedavisi dışında bebeklerde diş çıkarma hatta iştah açma amaçlı da D vitamini kullanılmaktadır, sonucu tehlikeli olabilir. Tedavi doktor kontrolünde uygulanmalıdır.
Büyüme ve gelişmeyi hatta çocuğun ileriki yaşamını etkileyebilen Raşitizmin tedavisinden çok oluşumunu önlemek gerekir. Annenin hamilelik süresinde sağlıklı beslenmesi ve D vitaminini yeterli alması hastalıktan korunmada en etkin yoldur.


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız